Orijinal adı ‘Neural dust’ olan bulgur tanesi büyüklüğünde bir mikroçipten bahsetmek istiyorum bugün sizlere. Önceki yazılarımda giyilebilir teknolojilerin nihai hedefinin implant edilebilen yani insan vücuduna yerleştirilebilen nano bilgisayarlar olacağı öngörülerinde bulunmuştum. Bu gibi çalışmalarda hedef biyonik insanlar yaratmanın ötesinde insan sağlığının takibi ve acil müdahaleler gibi medikal çabalar olsa da hayatı kolaylaştırıcı fonksiyonların da ilerleyen zamanlarda bu teknolojiler ile bütünleştirileceğini de zaman zaman ifade etmiştim. Örneğin, telefon taşımak yerine vücudunuzdaki nano sistemler vasıtasıyla görüşmeler yapabileceğiniz, düşüncenizi klavye kullanmadan metin haline getirebileceğiniz günlerin çok uzak olduğunu düşünmüyorum.

Halihazırda kan grubu, düzenli kullanılan ilaçlar, alerji bilgileri gibi kişilerin sağlık bilgilerinin kaydedildiği RFID teknolojisiyle çalışan mikroçipler ABD’de gönüllü hastalar üzerinde yıllardır test ediliyor. California Üniversitesi’nin Berkeley kampüsünde geliştirilen ‘Neural Dust’ ise enerjisini ultrason dalgalarından alarak kas ve sinirleri takip edebilen, gerektiğinde elektrik akımı vererek epilesti hastaları başta olmak üzere pek çok alanda mucizeler yaratabilecek bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. Fareler üzerinde yapılan deneylerde başarılı sonuçlar aldığı ifade edilen bu mikroçip ile ilgili bilim adamlarının uzun vadeli hedefleri arasında ebatlarını daha da küçülterek beyin sinirleri içine yerleştirilebilecek hale getirmek yer alıyor. Böylelikle elektrotlara gerek kalmadan protez kol ve diğer organların düşünce gücüyle hareket ettirilmesi, Alzheimer gibi hastalıkların takibi vb. çalışmalar üzerinde durulabilecek.

Teknolojik gelişmelerin insan hayatını kolaylaştırmanın yanı sıra pek çok tıbbi başarılara da yol açması gelecekte insan hayatına olumlu katkılar sağlamaya devam edeceği aşikâr. Bununla birlikte doğanın yaşam döngüsüne teknolojik müdahalelerin ne gibi bilinmeyen sorunlara yol açabileceğini de düşünmek gerekiyor. Dünyanın kısıtlı kaynaklarının sürdürülebilir tüketimi hususunda yapılan çalışmaların giderek önem kazandığı bir dönemde refah düzeyini arttırıcı önlemler almadan ortalama insan ömrünün uzatılmasına yönelik çabaların ne gibi sonuçlar doğurabileceği ciddi bir merak konusu oluşturuyor.

Sevgiyle Kalın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: