Üç boyutlu televizyonların ardından

Önceki haftalarda inovasyon kavramına değinirken bir yeniliğin yaratılması sürecinde mutlaka var olan bir ihtiyacın ortaya çıkmış olması gerekmediğini ifade etmiştim. Gerçekte, bir yeniliğin pazarlanabilmesi için bir ihtiyacın var olmasından öte, o ihtiyacın yaratmasına yönelik çabalar ön plana çıkıyor. Hatırlarsanız, cep telefonları fotoğraf çekmeye ya da İnternet’e bağlanmaya başlayana kadar insanların çok fonksiyonlu (ya da genel tabirle akıllı) telefonlara yönelik ciddi bir ihtiyacı ya da talebi mevcut değildi. Ancak, sosyal ağların da hayatımızın bir parçası olmaya başlamasıyla birlikte mobil iletişime olan talep hızlı bir şekilde artış göstererek önce dizüstü bilgisayarlar ve tabletler, sonra da akıllı telefonlar önemli bir misyon üstlendi.

Bir yenilik için talep yaratma çabalarının her zaman başarılı olamayacağı hususunda eleştiri getiren bir meslektaşım haklılığını ispatlamak üzere önceki günlerde basında yer alan bir haberi benimle paylaştı. Haberde özetle son iki büyük televizyon üreticisinin de artık 3D televizyon üretmeyi durdurmaya karar vermesi sebebiyle üç boyutlu televizyonların resmen tarih olduğu ifade ediliyordu. Hatırlanacağı üzere sektörün diğer iki büyük ismi geçtiğimiz yıl 3D televizyon pazarından çekileceğini açıkladığında üç boyutlu televizyonların akıbeti zaten az çok belli olmuştu.

Üç boyutlu televizyonların akıbeti derslerde anlatılacak nitelikte olmakla birlikte insanlık tarihinde bu ürünün ne ilk ne de son başarısız yenilik çabası olarak yer alacağını söylemek gerekiyor. Tıpkı canlılar gibi hayatımıza giren her yeni ürünün de büyüme, gelişim ve tarih olma gibi aşamalardan geçen bir yaşam döngüsü bulunuyor. Bazı ürünlerin yaşam döngüsü uzun sürerken bazılarınınki 3D televizyonlardan bile kısa olabiliyor. Bu süreci sadece talebin şekillendirdiğini düşünmek ise diğer parametreleri görmezden gelmek anlamına gelir.

Bu noktada tamamlayıcı ürün ve hizmetlere de kısaca değinmek gerekiyor. Örneğin, daha önce de yazdığım üzere, Edison ampul ile birlikte aydınlanma işlevinin gerçekleşmesi için ihtiyaç duyulan diğer tamamlayıcı unsurları da (jeneratör, iletken kablolar, sayaç, anahtar, şalter, sigorta ve diğer aydınlatma aygıtları) sunmak suretiyle icadının hayat bulmasını sağlamıştı.

Televizyon örneği üzerinden düşünmeye devam edersek, en kaliteli görüntü seçeneği sunan 4K UHD televizyonlar bile tek başına bir anlam ifade etmiyor. Farklı alternatifler bulunmakla birlikte, uydu yayınlarını izlemek için HD yayınları destekleyen uydu alıcı ve çanak antene ihtiyaç duyulurken, 3D film izlemek için ise en azından bir Blu-Ray disk oynatıcısına ve üç boyutlu gözlüğe ihtiyaç duyuluyor.

Yeni bir ürüne talep yaratabilmek için bu noktada dikkatinizi çekmek istediğim diğer önemli unsur ise içerik! Yukarıda saydığım tüm cihazlara sahip olsanız da izleyebilecek içerik sunulmadığı sürece bu ürünlerin varlığı hiçbir anlam ifade etmiyor. İşte bu noktada, var olan içerik miktarının sınırlı olması sebebiyle 3D televizyonlar zaten ölü doğmuştu diyebiliyoruz. HD televizyonlar benzer bir şekilde piyasaya girdiğinde uzun süre HD yayın yapan televizyon kanalları bulunmasa bile DVD ve Blu-Ray disk oynatıcıları tarafından sağlanan yüksek çözünürlüklü içerikler sayesinde tüketiciler bu televizyonları kolaylıkla benimsemişti. Ayrıca bu televizyonlar tüplü televizyonlara göre ebatları, enerji tasarrufu vb. pek çok alanda üstünlük sağladığı için televizyon üreticileri tüplü televizyon üretimini bırakarak tamamen bu televizyonları üretmeye yönelmişti. Bu süreçte plazma, lcd, led, curve vb. pek çok farklı alternatif zaman içinde diğerinin yerini doldursa da işlev olarak baktığımızda hepsinin de ortak özelliği daha net görüntüyü daha şık bir üründe sunmaktan ibaretti.

3D televizyonlar ise yukarıda saydığım diğer tamamlayıcı unsurlara ek olarak 3D yayın içeriğine ve üç boyutlu gözlüklere ihtiyaç duyuyor. Gözlükler tüketiciler tarafından çok fazla benimsenmediği gibi baş ağrısı vb. şikayetler söz konusu. Gerçek anlamda 3D teknolojisi ile çekilen yeterli düzeyde içerik (çoğunlukla vizyon filmleri) ve bunları sunacak televizyon kanalları bulunmaması ise bu televizyonların çok fazla ilgi görmemesi için yeterli bir sebep olarak görülebilir.

Sinema keyfi açısından düşündüğümüzde ise sinemaseverlerin önemli bir kısmının 3D filmleri diğer tamamlayıcı unsurlarla birlikte görmek istediğini fark etmek için bir uzman olmak gerekmiyor. Yeni bir vizyon filmini dev ekranda, yüksek kaliteli ve çok kanallı ses sistemleri ile sinemada izlemenin yerini 3D televizyonların dolduramayacağı zaten biliniyordu. Ancak, yeterli sayıda 3D içerik sunulamayan tüketicinin bu televizyonlara çok fazla ilgi göstermesini beklemek doğru olmazdı.

Özetlemek gerekirse, icat ya da yeniliğiniz ne kadar mükemmel olursa olsun, o ürüne yeterli talep yaratmadan piyasada başarılı olmanız beklenemez. Ancak var olan talebi destekleyecek arz unsurları üretici dışındaki tedarikçilere bağlı olduğu durumlarda, onlarla işbirliğine girip bu hizmetlerin sürdürülebilirliğinin de sağlanması gerekiyor. Aksi takdirde ürün geliştirmeye yönelik tüm çabalar tıpkı 3D televizyonlarda olduğu gibi tarih olmaya mahkumdur!

Sevgiyle Kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: