Dijitalleşen dünyanın kirli yüzü: E-atıklar

Bu köşede sık sık dijitalleşme sürecinin insanoğluna sağladığı faydalara değiniyoruz. Bugün ise dijitalleşmenin sebep olduğu belki de en önemli sorunlardan birisi olan elektronik atık sorununa değinmek istiyorum. E-atık olarak adlandırılan atıklar, içerisinde çok sayıda geri dönüştürülebilen bileşenin yanı sıra önemli düzeyde doğaya ve insan sağlığına zararlı toksik madde içerdiği için mutlak surette geri dönüşümden geçmesi gereken kullanılmaz durumdaki elektronik cihazlardan oluşuyor.

Birleşmiş Milletler Üniversitesi’nin yayınladığı güncel bir rapora göre 2014 itibariyle dünya çapında kullanım ömrünü tamamlayıp e-atık haline gelen elektronik cihaz miktarı yaklaşık 42 milyon ton civarında. Bu rakamın büyüklüğünü anlatabilmek için verilebilecek en güzel örnek ise tüm bu cihazların 40 ton yük kapasiteli tırlara yüklenmesi durumunda yan yana iki tırdan oluşan 23 bin km uzunluğunda bir konvoyun New York ve Tokyo arasında sıralanabileceği gerçeği! E-atık miktarının 2018 itibariyle 50 milyon tonu geçmesi beklenirken, her yıl geri dönüşüme uğramayan 6 milyon ton e-atığın akıbeti ise bilinmiyor!

E-atıkların önemli bir kısmı ABD, Çin ve AB ülkelerinde ortaya çıkıyor. Sadece ABD ve Çin’in e-atık üretimi dünya toplamının %32’si civarında. Asya ve Avrupa kıtalarının her birinde toplam e-atık miktarı 16 milyon ton civarında iken ABD ve Çin’in ürettikleri e-atık miktarlarının toplam 14 milyon ton civarında olması ise gerçekten ürkütücü!

Yalnızca ABD’de yılda 100 milyonun üzerinde bilgisayar çöpe giderken bunun sadece %20’sinin geri dönüşüme uğradığı ifade ediliyor. Oysa ki, önemli miktarda toksik madde ihtiva eden e-atıklar içinde bilgisayarların oranı oldukça düşük! E-atıkların 13 milyon tonu küçük ev aletleri, 12 milyon tonu beyaz eşyalar, 7 milyon tonu klimalar, 6 milyon tonu ekranlar, 3 milyon tonu cep telefonu, bilgisayar ve yazıcılar, 1 milyon tonu ise lambalardan oluşuyor.

Kişi başı e-atık sıralamasında ise düşük nüfuslu Avrupa ülkeleri ön sıralarda yer alıyor. Örneğin, kişi başı en yüksek e-atık oranına sahip olan iki ülke 28.4 kilogramla Norveç ve 26.3 kg ile İsviçre’yi 26 kg ile İzlanda takip ediyor. ABD’de ise kişi başı e-atık 12.2 kg iken AB ve Asya bölgelerinde kişi başı ortalamaları sırası ile 15.6 ve 3.7 kg civarında.

E-atıklar içerisinde tekrar kullanılarak ekonomiye kazandırılabilecek çok sayıda metal yer almakla beraber geri dönüşüme uğramayan e-atıklar çevreye ve insan sağlığına ciddi oranda tehlike saçıyor. Uzmanlar 1 kg demir için 200 kg maden işlenmesi gerektiğini, oysa ki 2 kg e-atıktan rahatlıkla 1kg civarında demirin elde edilebileceğini ifade ediyorlar. Rakamlar da bu gerçeği doğrular nitelikte, çünkü 2014 itibariyle oluşan 42 milyon ton e-atığın en az 16.5 milyon tonunun demir, 2 milyon tonunun bakır, 300 tonunun ise altın olduğu düşünülüyor. E-atıklarda yer alan altın oranının 2013 yılında dünya çapında üretilen toplam altın miktarının %11’i olduğunu da vurgulamakta fayda var! Bu elementler dışında önemli miktarda gümüş, alüminyum, paladyum ve benzer metaller yer alırken e-atıkların toplam değeri 52 milyar Dolar’ı buluyor.

E-atıklar ile ilgili en önemli sıkıntılardan birisi de içerisinde yer alan kurşun, civa, kadmiyum ve krom gibi toksik maddeler ile ozon tabakasına verdiği zararı herkes tarafından bilinen 4,400 ton civarındaki kloroflorokarbon gazı. Özellikle Çin gibi ülkelerde teknolojik geri dönüşüm tesisleri yerine küçük atölyelerde bu atıkların ayrıştırılması için çalışan işçiler ve çocuklarının kanında yüksek miktarda kurşun ve diğer toksik maddelere rastlanması sebebiyle sağlıkları ciddi bir tehdit altında. Bu gibi maddelerin sadece kansere yol açmadığı, ciğer ve böbrekleri de ciddi oranda tahrip ettiği ifade ediliyor.

Son olarak ülkemizdeki duruma göz attığımızda, Türkiye’nin 503 bin ton e-atıkla dünya genelinde 17’nci sırada yer aldığı ve kişi başına düşen e-atık miktarının 6,5 kg olduğu ifade ediliyor. Uzmanlar tarafından ifade edilen rakamlara göre, geri dönüşüm sayesinde-atıkların   yüzde 40’ının çelik, yüzde 20’sinin plastik, yüzde 13’ünün bakır, yüzde 12’sinin pil ve yüzde 7’sinin alüminyum olarak ekonomiye kazandırıldığını belirtiyor.

Sevgiyle Kalın!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: