Teknoloji ve müzik endüstrisi 1: MP3 Efsanesi

Müzik endüstrisinin belki de en çok nefret ettiği teknolojilerin başında 1990’ların ikinci yarısından itibaren hayatımızın önemli bir parçası olmayı başaran MP3 müzik formatı gelir. Kaset ve CD’lerden sonra hayatımıza giren bu teknoloji müzik dosyalarının ciddi oranda sıkıştırılmasını sağlayarak önceleri bilgisayarlar, sonraki zamanlarda IPod başta olmak üzere taşınabilir müzik çalarlar ve nihayetinde cep telefonları ile uyumlu hale gelerek binlerce şarkıyı az bir alana depolayıp dinleyebilmemizi sağlamıştı.

Kulağın duyamayacağı frekanslardaki sesleri filtreleyerek dosya büyüklüğünü azaltma prensibine dayanan bu ses formatı ile ilgili iki önemli eleştiri mevcuttu. Bunlardan birincisi, MP3 formatının şarkıların orijinal ses kalitesine zarar verdiği yönündeydi ki bu durum basit müzik çalarlardan şarkı dinleyen pek çok kullanıcı tarafından pek umursanmadı. ABD’li sanatçı Neil Young ciddi bir şekilde eleştirdiği bu durum karşısında PONO adlı bir cihaz geliştirerek daha yüksek çözünürlükte müzik hizmeti sunmayı amaçlamışsa da geçtiğimiz günlerde programın başarılı olamayarak feshedildiği duyuruldu.

Bu noktada, gerçekte kulağın algılamayacağı frekanstaki seslerin doğal olmayan bir şekilde ortadan kaldırılmasının insanın duyma sistemine uzun vadeli etkilerinin olabileceğinden endişelenen bilim adamlarının bu konuda araştırmalarını sürdürdüklerini not etmekte fayda var.

MP3 ses formatı ile ilgili ikinci ciddi eleştiri ise artık ses dosyalarının sıradan bir kişi tarafından bile izinsiz olarak çoğaltılarak yeni bir kayıt dışı yeraltı ekonomisinin oluşacağı yönündeydi ki gerçekte de öyle oldu. İnternet üzerinde yeni çıkan albümlerden eski plaklara kadar her çeşit albüm illegal olarak paylaşılmaya başlandı. İnternet’te dinlemek istediği şarkılara erişmekte güçlük çeken ya da uğraşmak istemeyenler ise köşe başlarındaki korsan CD’cilere küçük ücretler ödeyerek müzik sektörüne ciddi darbe vurmayı başardı.

Süreç öylesine acımasızca ilerliyordu ki; artık sanatçılar yeni albümler üretme konusunda karamsar bir havaya girmişti. Sorun sadece şarkıcılarla sınırlı değildi, söz yazarları, besteciler, yapımcılar, klip çeken yönetmenler ve ekipleri falan derken pek çok kişi bu süreçten olumsuz etkilendi. Sanatçıların en önemli gelir unsuru artık albümlerden öte single dediğimiz tek şarkılık çıkışlarla TV programları ve konserlerden ibaret hale gelmişti.

İllegal MP3 paylaşımları ile en ciddi savaşı ABD’de faaliyet gösteren sektör birliği RIAA’nın verdiğini biliyoruz. 2000’li yıllarda 35bin’in üzerinde kişiye korsan müzik paylaşımı sebebiyle dava açan bu kuruluş gençlere telif hakları ihlallerinin ciddiyetini ısrarla anlatmak için uzun yıllar çabaladı. 12 yaşında bir çocuktan bilgisayarına torunları tarafından müzik indirilen bir büyükanneye kadar pek çok kişiye yüzbinler ile milyonlarca Dolar arasında davalar açan RIAA dava açtığı bir büyükbabanın ölümü üzerine mirasçılarına ödeme yapmaları için 60 gün süre verecek kadar da acımasızlığıyla biliniyordu.

Son yıllarda ise mucizevi bir şekilde illegal müzik paylaşımlarında azalma görülmeye başlandı. Yasal online müzik sitelerindeki müzik satışlarında da azalmaya sebep olan yeni trend ise ‘streaming’ olarak bilinen çevrimiçi müzik akışı sağlayan uygulamalar olarak karşımıza çıktı. Bu akımın en meşhur ve en güçlü temsilcisi olan Spotify başta olmak üzere çok sayıda şirket tarafından sunulan İnternet üzerinden milyonlarca şarkıya anında erişim olanağı sunan bu platformun kullanıcılar tarafından hızla benimsenmesini etkileyen çok sayıda sebep var. Bu sebeplere ve çevrimiçi müzik sektörünün müzik dünyasına etkilerine önümüzdeki hafta detaylı olarak değinmek istiyorum.

Yazımı tamamlamadan önce son olarak geçtiğimiz ay Almanya merkezli ‘The Fraunhofer Institute of Integrated Circuits’ araştırma enstitüsü tarafından yapılan tarihi açıklamaya değinmek istiyorum. MP3 formatının mucidi olan ve halen mevcut patent haklarına sahip olan bu enstitü, MP3 formatının güncel gelişmelerin gerisinde kaldığı için artık kullanım lisansını dağıtmayı bırakarak efsanevi müzik formatını ölüme terk edeceklerini açıkladı. Enstitüye göre bu format başlangıçtaki başarılı çıkışına rağmen çevrimiçi müzik trendine yönelik bir endüstri standardı oluşturmaktan oldukça uzak kalmış durumda. Patent haklarına ait sürenin de sonuna gelmiş olması sebebiyle MP3 formatını desteklemenin çok fazla anlamı kalmamıştı. Enstitü, artık kendilerinin de katkılarıyla geliştirilen ve müzik dosyalarına daha az zarar verip daha fazla sıkıştırılarak daha etkili bir saklama olanağı sunan AAC gibi modern formatlara öncelik vereceklerini açıklıyor.

Bu karar elbette uzunca bir süre MP3 formatında müzik dinlemeyi sürdüren kullanıcıları ciddi bir şekilde etkilemeyecektir. Ancak hatırlarsanız, ekonomik ömrünü dolduran plak ve kasetçalar üretiminin durması sebebiyle bu formatlarda albüm üretimi bırakılmış ve bunun sonucunda da bu cihazlardan müzik dinleme alışkanlığı hızla ortadan kalkmıştı. Benzer bir şekilde, yeni bilgisayar ve telefonlarda da MP3 formatını destekleyen yazılım ve donanımlar azaldıkça bu format da tarihin tozlu sayfalarında yer almaya mahkum olacaktır.

Sevgiyle Kalın!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: