Acaba bu hafta ne yazsam?

Cumartesi: Son yazım yine sosyal ağlarda kişisel bilgilerimizin nasıl çalındığı üzerine oldu, artık bu konuda uzunca bir süre yazmak istemiyorum… Acaba bu hafta ne yazsam?

Yeni bir araştırmaya göre dünyanın düz olduğuna inananların sayısındaki artışın en önemli sorumlusunun bu konudaki komplo teorilerine yönelik videoların paylaşımına izin veren Youtube olduğu ortaya çıkmış. Kendisine çeki düzen vermek isteyen Youtube geçtiğimiz ay komplo teorilerine ilişkin videoların artık öneri listelerinde yer almayacağını açıklamıştı.  Şirket yakın geçmişte çocuk tacizine sebep olabileceği düşünülen 400 kanalı kapatıp milyonlarca videoyu silerken ‘challenge’ yani meydan okuma videolarına karşı daha hassas davranmaya karar vermişti. Belki de bu konu üzerine bir şeyler karalamalıyım…

Pazar: Youtube’u yazmaktan vazgeçtim… Çünkü çok daha eğlenceli bir haber okudum az önce. Uganda’da geçtiğimiz yıl sosyal medya kullanım vergisinin yürürlüğe girmesiyle birlikte 3 ay içinde 5 milyon kişi İnternet kullanmayı bırakmış! Nüfusu 45 milyonu bulan ülkede 20 milyon civarında İnternet kullanıcısı bulunmasına rağmen milyonlarca bireyin ise VPN uygulamaları sayesinden kaçak yollardan sosyal ağlara girerek vergi ödemediği de anlaşılmış! Ülkemizde sigara zamlarının tütün bağımlılığını önleme açısından pek etkili olmadığını biliyoruz ama yine de insan merak ediyor, acaba İnternet bağımlılığını önleme açısından bu tarz vergiler etkili olabilir mi?

Pazartesi: Ne zaman bu köşede sosyal ağlarda kişisel verilerimizin nasıl çalındığına dair güncel haberleri paylaşsam hep aynı soru ile karşılaşıyorum. Bugün yine köşe yazımı okuyan bir takipçim sordu: “Bu ahlaksızlara karşı ne yapabiliriz?” Kişisel verilerin korunması konusunda huzursuzluk hisseden kullanıcıların sayısı hiç de az değil. Ancak bu kişilerin pek çoğu neler yapabileceği hususunda yeterince bilgi sahibi değil. Ben bu durumda olanları sigara içmediği halde pasif içici olarak dumandan etkilenen insanlara benzetiyorum. Benzer uyarıları sık sık yazıyoruz ama sosyal medya kullanıcılarını bilinçlendirmek için yazmaya devam etmek gerekiyor anlaşılan…

Salı: Kişisel verilerin güvenliği konusunu yazmaktan bir kez daha vazgeçtim. Çünkü ilginç bir konu daha gündeme geldi. Bu kez tartışma konusu “Sosyal medya devleri ‘basın vergisi’ ödemeli mi?”. Avustralya’da Facebook ve Google’ın kullanıcılarına ilettiği haber ve bilgi gibi içeriklerin sunumuna dair algoritmaları daha şeffaf bir hale getirmeleri ve yerel basına aktarılmak üzere reklam gelirlerinden makul bir kısmını vergi olarak ödemelerine ilişkin yasal bir düzenleme yapılması tartışılıyor. Uganda’da yürürlüğe giren uygulamanın aksine kullanıcıların değil de sosyal medya devlerinin vergilendirilmesi kulağa daha hoş geliyor…

Çarşamba: Haftanın ortasına geldiğimizde mutlaka yazmam gereken bir haber teknoloji dünyasının gündemine düştü: İngiliz Parlementosu’nun Dijital, Kültür, Medya ve Spor Komitesi (DCMS) hazırladığı ‘Dezenformasyon ve Sahte Haberler’ konulu nihai raporda sosyal medya şirketlerinin uyması gereken zorunlu kuralları belirleyecek bağımsız bir denetim kuruluşunun oluşturulmasını tavsiye etti.  111 sayfalık raporun en can alıcı kısmı ise şüphesiz Facebook’un bir ‘dijital gangster’e benzetildiği ifadeler:

Facebook gibi şirketlerin kendilerini kanunların önünde ve ötesinde görüp online dünyada birer ‘dijital gangster’e dönüşmelerine izin verilmemelidir.

Geçtiğimiz yıl ‘Cambridge Analytica’ skandalından sonra ABD Senatosu ve AB Parlamentosu’na ifade veren şirket CEO’su Zuckerberg, İngiltere Parlamentosu tarafından ifade vermek için defalarca çağırılmasına rağmen bu çağrıları cevapsız bırakarak ülkede ciddi tepkilere yol açmıştı. Sanırım bu haftayı bu konuya ayırmalıyım…

Perşembe: Bugün sosyal medyanın hayatımızı nasıl değiştirdiğine ilişkin iki farklı haber dikkatimi çekti. Bu haberlerden birincisi Avustralya’nın Queensland eyaletinde önümüzdeki aydan itibaren özel plakalara artık emojilerin de eklenebileceği haberiydi. Çok büyük bir ihtiyaçtı, değil mi…

Diğer haber ise Sony’nin artık Blu-Ray diskleri oynatan cihazların üretimini durduracağı haberi. Mobil cihazlar ve Netflix tarzı dijital yayınlar bireylerin TV başında geçirdikleri süreyi ciddi oranda azalttı. Nielsen raporuna göre geçtiğimiz yıl ABD’de TV başında geçen süre azalmaya devam ederek %66’ya kadar inerken, Blu-Ray gibi cihazlar karşısında geçen süre ise artık 5 dakikayı geçmiyormuş!

Cuma: Geçtiğimiz yıl ‘Cambridge Analytica’ skandalından sonra yazdığım yazılarda Zuckerberg’in skandala ilişkin açıklamalarını, gazete ilanlarını ve komisyonlara verdiği ifadeleri ‘timsah gözyaşları’ olarak adlandırarak kendisinin bir ‘dijital baron’ olduğunu ifade etmiştim. İngiltere’yi takmayarak parlamentolarına ifade vermeyen Facebook CEO’su önceki gün kendisini ‘gangster’ olarak niteleyen raporun ciddiyetini nihayet idrak ederek ülkenin Kültür Bakanı Jeremy Wright ile apar topar buluşmuş. Sanırım bu hafta bu konuda kesin bir şeyler yazmak gerekiyor…

Cumartesi: Çekirge kaç kere sıçrar? Belki de bu haftaki yazının başlığı bu olmalı… Wall Street Journal gazetesinde dün yayınlanan bir araştırma raporuna göre Facebook akıllı telefonlardan erişmesine izin verilenden çok daha fazla kişisel veriye illegal olarak erişiyormuş! Hem de Facebook kullanıcısı olmasanız bile! Hem de bu veriler arasında sağlık bilgileri gibi hassas veriler de yer alıyormuş! İlginç olan şey ise bu verilerin doğrudan Facebook tarafından değil, tüketicinin kendilerine olan güveninden yararlanarak onların izni olmadan mahrem bilgilerini gizlice toplayan çok sayıda uygulama tarafından elde edilip Facebook’a gönderilmesi! Çekirge kaç kere sıçrar bilemiyorum ama New York Valisi Andrew Cuomo bu raporun araştırılmasını emretmiş. Bakalım Zuck bu konuda neler söyleyecek…

Yazacak çok şey var, acaba bu hafta ne yazsam?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: