Yiyoruz, içiyoruz, israf ediyoruz!

“Thomas Robert Malthus’tan bahsediyorsan, Hans Rosling’e de mutlaka değinmelisin.” dedi sevgili dostum Prof. Dr. Murat Ali Dulupçu, bir önceki yazımı değerlendirirken.

Tanımayanlar için iki yıl önce kaybettiğimiz Rosling’i akıcı TED konuşmaları ile istatistiği izleyiciye sevdiren değerli bir bilim insanı olarak özetleyebiliriz. Rosling’in en önemli özelliklerinden birisi, Malthus gibi sürdürülebilir bir gelecek açısından az gelişmiş ülkelerde doğum kontrolüne olan ihtiyacı savunmasıydı. Bu konuda en önemli dayanağı ise son yüzyıl içinde yayınlanan resmi nüfus istatistikler idi.

Bununla birlikte nüfus istatistiklerinin yanı sıra ziraat, hayvancılık, tüketim ve sağlık gibi değişkenlere ait istatistiklere göz attığımızda Rosling ve Malthus’un ifade ettiklerinin aksine sürdürülebilir bir gelecek için asıl kaygı verici durumun gelişmekte olan ülkelerdeki fakir bireylerin nüfus artışından çok gelişmiş toplumların beslenme alışkanlıkları olduğunu görebiliyoruz.

Özellikle son yıllarda yayınlanan farklı raporların önemli bir kısmında sürdürülebilir bir gelecek açısından en büyük tehlikenin modern zamanların beslenme alışkanlıkları olduğuna işaret ediliyor. Örneğin, Birleşmiş Milletler’e göre az gelişmiş ülkelerde 820 milyon kişi açlıkla savaşırken, gelişmiş ülkelerde iki milyar aşırı kilolu insan yaşıyor ve bunların 600 milyonu obezite sorunu yaşıyor. Yine bu ülkelerde günlük çöpe giden yiyecek miktarı bir milyar tonun üzerinde. İsraf edilen gıdaların toplam üretiminin üçte birine eşit olduğu da ifade ediliyor!

İlgili raporda sağlıklı beslenmediği için risk altında olanların sadece gelişmemiş ülkelerdeki açlar olmadığı, dünya gıda üretiminin önemli bir kısmını israf eden aşırı kilolu insanların da aynı riski taşıdığı belirtiliyor. Durum böyle iken dünya nüfusunun üçte birinin tükettiği gıdalardan gerekli vitaminleri alamaması ise ayrı bir ironiye sebep oluyor.

Yani, bir şeyler yiyoruz ama beslenemiyoruz!

Bunun sebebi ise günümüzde insanları doyurmaya çalışan mevcut sistemin sınırlı sayıda tarımsal ürüne dayanıyor olması. Dünya çapında tarımsal üretimin üçte ikisinin sadece dokuz temel türe (şeker kamışı, mısır, pirinç, buğday, patates, soya fasulyesi, hurma, şeker pancarı ve manyok) dayanırken günümüz beslenme sisteminde yeri neredeyse kalmayan 6 bin farklı bitki türünün nesli kaybolmak üzere. Bunun sonucunda ise marketlerde aldığımız gıdaların tamamına yakınının temel bileşenlerini bu dokuz temel tarımsal ürünlerden üretilen bileşenler teşkil ediyor. Bu durum da beslenme sorunları, kıtlık, tarımsal arazilerin verim kaybı ve arılar başta olmak üzere pek çok canlı türü ile ormanların yok edilmesi gibi çok sayıda sorunu beraberinde getiriyor.

Daha da vahim olan bir sıkıntı ise hayvancılık konusunda karşımıza çıkıyor. Gelişmiş ülkelerde obezitenin temel sebeplerinden birisi olan kırmızı ete dayalı beslenme alışkanlığı dünyanın geleceğini tehdit eden en önemli sorunlardan birisini oluşturuyor.

Kırmızı et tüketiminin sadece insan sağlığı değil, sürdürülebilir bir gelecek açısından da ne gibi tehditler oluşturduğuna ise bir sonraki yazıda değinmek istiyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: