Facebook uzmanları sosyal ağ kurulduktan üç yıl sonra yani 2007 yılında kullanıcılar tarafından yapılan paylaşımların hemen altına ‘awesome’ (harika) adını verdikleri baş parmak işareti şeklinde bir buton koymaya karar verirler. Ancak şirketin kurucusu Zuckerberg bu ismi beğenmez ve mavi başparmak ikonu ile efsaneleşen butona beğenme anlamına gelen ‘like’ adı verilir. Ardından da yanına ilgili paylaşımın kaç beğeni aldığını gösteren bir sayaç eklenir…

Başlangıçta butonun amacı kullanıcıların ekranda gördükleri paylaşımları onayladıkları ya da beğendiklerini ifade etmek olsa da zamanla sosyal bir gösterge haline gelen bu buton bir dopamin kaynağına dönüşüp kullanıcılarda sosyal ağa yönelik bağımlılığa sebep olan unsurlar arasında yer almıştır.

Bunun en önemli sebepleri arasında kullanıcıların her yaptığı paylaşım için daha fazla beğeni alma arzusunun yanı sıra bazı takipçileri ile açıktan ya da gizli beğeni yarışına girmeleri gibi enteresan davranışlar sayılabilir. Hatta pek çok kullanıcı farkında olmadan beğenme tuşu ile duygusal bir bağ kurup kimlerin -sosyal medya jargonuyla ifade edersek-‘layklamadığı’nı takip edip bunun sebeplerine yönelik kendilerince farklı senaryolarla gerekçeler arama çabalarına girmeye bile başladılar!

Beğenme butonu ile ilgili en önemli eleştirilerin başında kişilerin beğenilecek bir paylaşım olsun ya da olmasın o paylaşımı gördüğünü ya da aynı fikirde olduğunu onaylamak için beğeni tuşuna basması geliyor. Örneğin, şehit haberleri, cenaze duyuruları, ağır bir hasta yakınları tarafından hastane odasından yapılan dua isteklerine yönelik paylaşımlarda bile beğeni tuşuna basanların sayısı hiç de az olmuyor.

Uzun yıllar ‘beğenmeme’ butonu talebine burun kıvıran Zuckerberg yukarıda belirttiğim eleştiri ekseninde çözümü paylaşımların altına farklı emojiler ekleyerek bulmuştu. Bir süredir devam eden bu uygulama kullanıcılara farklı duygusal ifadeler sunarken paylaşıma yönelik farklı tepkiler de yoruma gerek kalmadan kolaylıkla ifade edilebiliyordu.

Facebook’un Cambridge Analytica skandalı ve ardından peş peşe gelen soruşturma ve cezalar sonrasına aldığı bir dizi kararlar geçtiğimiz aylarda uygulanmaya başlandı. İlk önce, Avustralya’da Instagram’da beğeni sayılarının gizlenmesine yönelik bir uygulama test edilmeye başlandı. Ardından da geçtiğimiz günlerde ABD’nin belirli bölgelerinde Facebook üzerinde benzer bir uygulama ile beğenme sayıları gizlenmeye başladı.

Bu uygulama gerçekten bağımlılığı azaltır mı? Azaltırsa şirkete etkileri neler olur? Bu gibi sorular gerçekten tartışılması gereken önemli hususlar arasında yer alıyor. Her ne kadar beğeni sayısı gerçekten de bağımlılık ile doğrudan ilişkili olsa da, şirket için bu durum ciddi bir kazanç unsuru olarak yer alıyordu. Uzun yıllar kişilerin neleri beğenip beğenmediğine bakılarak onlar hakkında önemli fikirlere sahip olunabilmiş, buna uygun reklamlar sunulabilmişti. Ancak kullanıcıları hakkında konumdan demografik bilgilere, arkadaşlarından paylaşım türlerine kadar hemen hemen pek çok konuda yeterince bilgiye sahip olan şirket açısından artık beğeni butonu çok da fazla anlam ifade etmiyor.

Kaldı ki, özellikle gençler tarafından son yıllarda ‘ezik’ bir platform olarak nitelenen ve toplu gruplar halinde terk edilen Facebook artık mahremiyet hırsızı olarak oluşan imajını yenileyerek hem hükumetlere önemli bir mesaj vermek, hem de kullanıcılarla tekrar barışmak zorunda olduğunun farkında. Bu bağlamda da ciddi atılımlar yaptığını bir an önce göstermesi gerekiyor.

Peki bu durum kullanıcılar açısından nasıl karşılanacak? Muhtemelen pek çok kullanıcı bu gelişmeleri başlangıçta biraz yadırgayacak. Ancak zamanla paylaşımlarının beğeni sayısını sadece kendileri görmeye alışacaklardır. “Bu uygulama bağımlılığı azaltır mı?” sorusunun cevabını ise bizlere zaman gösterecek.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: