Yüzlerce sosyal ağ arasında neden sadece Facebook, Instagram, Twitter ve Tiktok gibi sınırlı sayıda ağın popüler kalabildiğini düşündünüz mü?

Ya da neden bahsettiğimiz sosyal ağların birbirleri ile doğrudan rakip olmayıp her birinin farklı kulvarda ön plana çıktıklarını?

Şöyle bir örnekle açıklayalım: Şehirler arası yolculuktasınız ve çok acıktınız. Yolun iki tarafında da dinlenme tesisleri var. Sol taraftaki tesis biraz salaş ancak çok sayıda kamyon park etmiş, diğerinde ise tek bir müşteri bile yok. Tercihiniz hangisi olur?

Telefonun ilk icat edildiği yıllarda eğer yeteri kadar kişi bu cihazı faydalı bulup kullanmaya başlamasaydı, bu icadın yaygınlaşması çok zor olurdu. Bundan 135 yıl önce Graham Bell tarafından kurulan A&T bu durumun önemini 1908 faaliyet raporunda “Telefon hattına bağlı olmayan bir telefonun bir oyuncak ya da bilimsel bir aygıt bile olamayacağı… o durumda telefonun dünyanın en lüzumsuz şeylerinden birisi olacağı… bir telefonun değerinin diğer telefonlar ile arasındaki bağlantıya bağlı olduğu ve sisteme dahil olan telefon sayısı arttıkça telefonun değerinin daha da artacağı” cümleleriyle ifade etmişti.

Bu gerçek, ilerleyen günlerde Ağ Etkisi (Network Effect) olarak adlandırılmıştır. En basit haliyle ağ etkisibir mal ya da hizmetin değerinin o mal ya da hizmeti kullanan kişi sayısı arttıkça arttığını” ifade eder.

Ağ etkisinin ne olduğunu anladıysak, yazının başında sorduğumuz “neden Facebook ve sınırlı sayıda sosyal ağlar diğerlerinden daha popüler?” ya da “WhatsApp neden terk edilmesi zor bir iletişim kanalıdır?” sorularını rahatlıkla cevaplayabiliriz. Popüler sosyal ağların en önemli sermayesini kullanıcıları oluşturuyor. Bir sosyal ağın ne kadar çok kullanıcısı varsa, o kadar hızlı büyür; ne kadar büyükse, o kadar çok kullanıcı gelir. O yüzden de başlangıçta yeterli sayıda kullanıcısı olmayan alternatif ağların farklı alanlarda monopol haline gelen Facebook, Instagram ve Twitter gibi sosyal ağlarla rekabet edebilmeleri de oldukça güçtür.

Esasen değinmek istediğim asıl konu COVID-19 tedavi karşıtları olduğu için sorunun ciddiyetini ortaya koyabilmesi açısından ağ etkisine değinerek yazıya başlamak istedim. Çünkü, COVID-19 tedavisinde kullanılan ilaçlar ve geliştirilen aşılara karşı başlatılan komplo teorilerinin enteresan bir şekilde bazı insanları kolayca ikna edebilmesinin temelinde sosyal ağlarda oluşturulan ağ etkisi yatıyor.

Pandemi istatistiklerinin sebep olduğu kafa karışıklığı, bilim kurulu üyelerinin tek ses olamamaları ve vaka sayısındaki artışa yönelik açıklamaların tonu gibi pek çok etken sosyal ağlarda paylaşılan komplo teorilerinin ekmeğine yağ sürüyor. Bu teorileri paylaşanların halkı kolay bir şekilde ikna edebilecek argümanlar sunabilmeleri ve asılsız bile olsa bu argümanları inandırıcı delillerle süsleyebilmeleri sosyal ağlarda bu paylaşımların her geçen gün daha fazla kullanıcı tarafından paylaşılmasını sağlıyor.

Bir süredir bazı bilim insanlarının bu tarz komplo teorilerine yönelik sosyal ağlardaki paylaşımlarına bakıyorum. Özellikle bazı bilim insanları yaptıkları paylaşımlarda “bu teorileri aptalca bulduğu, bunlara sadece aptalların inanabileceği ve halkın bilim insanlarının önerileri dışına çıkılmaması gibi” ikna edicilikten uzak, yüzeysel ve üst perdeden cevaplar vermekle yetiniyor.

Oysa ki, önceleri sadece sosyal ağlarda yayılan bu komplo teorileri artık pratikte de ciddi bir hâl almaya başladı. İlaçları tehlikeli bulduğu için kullanmayarak hastanede tedavi altına alınan hasta sayısındaki artış bu sorunun ilk belirtilerinden birisi. İlerleyen günlerde benzer sıkıntılar aşılanmayı reddeden sebebiyle de yaşanacak.

Çözüm mü? Her zaman söylediğim gibi; kaynağından, doğru, eksiksiz ve zamanlı bilgi akışı…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir