Eflatun olarak da tanıdığımız Platon ya da asıl adı ile ARİSTOKLES hepimizin az ya da çok tanıdığı meşhur Antik Yunan filozofudur. Nasıl şu anda dijital bir çağa geçiş süreci yaşıyorsak, Eflatun’un da yaşadığı dönemde de sözlü kültürden okur-yazar kültüre geçişin yaşandığı biliniyor. Önceki dönemlerde Homeros gibi epik şiir ve destanlar ile kral ve bilgelerin anekdotları ezberlenerek kuşaktan kuşağa aktarılırken, Eflatun’dan yaklaşık 300 yıl önce kullanılmaya başlanılan 24 harfli fonetik alfabe bu eserlerin ve daha nicelerinin artık ezberlenmeye gerek kalmadan arşivlenebilmesini sağlamıştır.

O dönemde destanları, şiirleri, anekdotları aktarmak için ezberlemeye gerek duyulmaması sebebiyle Socrates gibi düşünürler sözlü kültürün son temsilcileri olarak bilinir. Eflatun ise her ne kadar sözlü kültür arşivini yazılı kültüre taşımak gibi önemli bir görev yerine getirmiş olsa da, bazı eserlerinde geçen diyaloglarda bu yeni kültüre yönelik sunulan eleştiriler getirmiştir.

Özellikle de bir eserinde Sokrates’in Phaedrus’a Eski Mısır tanrılarından yazıyı bulan Theuth ile büyük kral Thamus arasında geçen diyaloğu anlattığı bölüm oldukça ilginçtir:

Eskiden Mısır’ın Naukratis şehrinde adı Theuth olan ünlü bir kral vardı; aritmetik, geometri, astronomi ve zar oyunları gibi birçok şeyin mucidiydi. Ancak en büyük keşfi harflerin kullanılmasıydı. O günlerde tanrı Thamus ise tüm Mısır ülkesinin kralıydı; ve Helenlerin Mısırlı Tebes dediği ve tanrının kendisine Ammon dediği o büyük Yukarı Mısır şehrinde yaşardı. Ona Theuth geldi ve diğer Mısırlıların bunlardan yararlanmasına izin verilebilmesini arzulayarak icatlarını gösterdi.

Theuth icatlarını sırasıyla tanıttı. Kral Thamus bunların nerelerde kullanılacağını sordu ve bazılarını övüp onaylarken, diğerlerini ise onaylamayarak Theuth’u kınadı. Thamus’un çeşitli buluşları övmek veya suçlamak için Theuth’a söylediği her şeyi tekrarlamak uzun zaman alır. Ama icat ettiği harflere (alfabe) sıra geldiğinde:

Bu icat dedi Theuth, Mısırlıları daha akıllı ve bilge yapıp onlara daha güçlü bir hafıza verecek olup, onların hem hafızaları hem de zekâları için oldukça özeldir. Thamus cevap verdi: Ey çok zeki Theuth, bir sanatın yaratıcısı ya da mucidi, kendi icatlarının kullanıcıları için faydaları ya da zararları konusunda her zaman en iyi değerlendirici değildir.  

Ve bu buluşunla harflerin babası olan sen, onlara bu buluşunla sahip olamayacakları bir nitelik atfetmeye kalkıştın. Çünkü, bu keşfin öğrencilerin ruhlarında unutkanlık yaratacak, çünkü hafızalarını kullanmayacaklar, harici yazılı karakterlere güvenecekleri için kendi kendilerine hiçbir şeyi hatırlayamayacaklar.

Keşfettiğin özellik hafızaya değil, hatırlamaya yardımcı olacaktır ve onlara gerçeği değil, sadece gerçeğin görüntüsünü veriyorsun; onlar birçok şeyi işitecekler ve hiçbir şey öğrenmemiş olacaklar; her şeyi bilen gibi görünecekler ve genellikle hiçbir şey bilmeyecekler; gerçekte var olmayan bir bilgelik gösterisine girişen sıkıcı varlıklar haline gelecekler.

Yukarıdaki diyalog ne kadar da sosyal medyaya yönelik eleştirilerimize benziyor, değil mi? Eflatun’un o dönem kültürel değişimin temeline yönelik sunduğu eleştirilerin benzerini günümüzde sosyal medyanın olumsuz etkilerine yönelik yapıyor olmamız oldukça ilginç geliyor bana!

Esasen, elimden geldiğince sosyal medyanın varlığından öte araç yerine amaç haline gelen kullanım şeklini eleştirmeye çalışıyorum.  Bunun yanı sıra pek çok kişi için temel bilgi kaynağı haline gelen bu platformların bilgilendirmenin ötesinde bilgi kirliliğinin yaşandığı mecralar haline geldiğini görmemek mümkün değil.

Bilgiye ulaşmanın tarihin hiçbir döneminde bu kadar kolay olmadığını söyler bazıları. Ben ise bu görüşe pek katılamıyorum. Çünkü, bu platformların birer dezenformasyon kaynağı haline dönüşmeleri yüzünden günümüzde bilgiye ulaşmak hiç de kolay olmadığı gibi esasen daha da zorlaşmış durumda! Çünkü sosyal medyada kendilerine sunulan bilgilerin doğruluğunu sorgulayan bir kişinin ciddi çabalar sarf etmeden sorularına cevap bulabilmesi çok zor.

O yüzden de dijital çağın bilge kişiliklerini çağlar öncesinden bizlere tarif eden Eflatun’u saygıyla anıyorum:

“… onlar birçok şeyi işitecekler ve hiçbir şey öğrenmemiş olacaklar; her şeyi bilen gibi görünecekler ve genellikle hiçbir şey bilmeyecekler; gerçekte var olmayan bir bilgelik gösterisine girişen sıkıcı varlıklar haline gelecekler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir