Geçtiğimiz günlerde, ilk olarak 1995 yılında sahip olduğum web sitem hakkında yorum yaparken “Değişim o kadar hızlı ki, çeyrek asır öncesini konuşurken istiklal harbini anlatan gazilerimiz gibi hissediyorum” ifadesini kullanmıştım.

Gerçekten de, son otuz yılda şahit olduğumuz teknolojik gelişmelere o kadar hızlı bir şekilde adapte olduk ki, içinde bulunduğum yaş grubuna bile bundan bir çeyrek öncesi masal gibi geliyor.

20. yüzyılın başlarında kullanılmaya başlanılan televizyon ve telefon gibi teknolojik gelişmeler bundan 30 sene öncesine kadar ciddi bir gelişim göstermeden kullanılmaya devam ederken, takip eden süreçte inanılmaz hızda evrim geçirmeyi başardı. Bu sürece yenik düşen daktilo, telgraf, faks ve radyo gibi pek çok teknoloji ise yerlerini dijital haleflerine bırakmak zorunda kaldılar.

1984’e kadar tüplü ve uzaktan kumandasız televizyonlarımızdan siyah beyaz tek kanal yayın izliyorduk. Netflix gibi istediğiniz zaman izlemek bir yana günün sadece belirli saatlerinde yayın yapıyordu ilk kanalımız. İkinci televizyon kanalı için 1986’yı, özel kanallar için ise 1989’u bekledik.  1990’ların başlarına kadar ceplerimizde cep telefonu değil jeton taşıyorduk. Eve telefon bağlatmak için bile bazı bölgelerde bir yıldan fazla beklemek gerekebiliyordu. Bilgisayar sahibi olmak ise şanslıysanız 1990’ların son çeyreğini bulurken, 2000’lerin başlarında çevrimiçi modemler ile İnternet ile tanışmak oldukça maliyetliydi.

Acaba diyorum, bundan 30 yıl önce bitkisel hayata giren bir kişi bugün uyansa neler düşünür? Çünkü, o yıllarda sadece bilim kurgu eserlerinde görebileceğimiz pek çok teknolojiye an itibariyle sahibiz. Belki de, bundan 30 sene sonra bu yazıyı okuma şansına erişenler de içinde bulunduğumuz çağın teknolojisinin ne kadar sıradan olduğunu düşünebilecekler. Elbette, o güne kadar dünyayı yaşanmaz bir yer haline getirmeye devam etmezlerse…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir