Geçtiğimiz haftalarda özellikle akademisyenlerin ilgisini çeken ilginç bir intihal haberi vardı. Bir öğrenci tarafından tesadüfen fark edilen intihal vakasında bir tarih kitabının tüm bölümlerinin farklı akademisyenlerin makale vb. çalışmalarının kelimesi kelimesine kopyalanarak hazırlandığı ortaya çıktı.

Eseri çalınan akademisyenlerden birisinin durumu sosyal medyada paylaşması sonucu yapılan araştırmalarda intihal yapan yazarın İnternet’ten topladığı başkalarına ait çalışmaları birbirine ekleyerek farklı konularda 100 civarında kitap yazdığı ve tüm bu kitapların yayınevi tarafından ciddi bir incelemeden geçmeden yayınlanmış olması sebebiyle çok sayıda kitapevinde satılmakta olduğu anlaşıldı.

Tarihten teknolojiye kadar her alanda kitabı kendi eseri olarak sunan bu kişinin kim olduğunu, hatta böyle bir kişinin var olup olmadığını bilemiyorum. Belki de birileri sahte isimle bu kitapları çıkarmış bile olabilir. Bu olay aslında tıpkı bilimsel yayınlarda olduğu gibi yayınevlerinin de kendilerine sunulan eserler için intihal araştırması yapması gerektiğini göstermiş olması sebebiyle önem taşıyor.

Bu olayın hemen ardından tesadüfen sevgili Atıf Ünaldı Wired’da yayınlanan bir haberi paylaştı benimle. Haberde anlatılan olay ise yerli intihal vakasından çok daha vahim. Haberde anlatıldığına göre, MIT-IBM Watson Yapay Zekâ Laboratuvarı direktörü David Cox, Çinli bazı akademisyenler tarafından yayınlanan bir makalede kendisine haber verilmeden yazarlar arasına kendi isminin de eklenmiş olduğunu fark etmiş. Yapılan araştırmalar sonucunda başka bir makalede daha aynı direktörün isminin yer aldığı ortaya çıkmış. Daha da ilginci ise, bir başka makaleye de yazar olarak MIT Elektrik Mühendisliği Bölümü’nde çalıştığı iddia edilen Bill Frank adında hayali bir profesör eklenmiş.

Peki bir akademisyen neden hayali bir karakteri ya da bir başka araştırmacının adını izinsiz bir şekilde kendi çalışmasına ekler? Bu sorunun cevabı biraz uzun. Ancak özetlemek istersek, Çin başta olmak üzere dünya çapında akademik sıralamalarda üst sıralara çıkmak isteyen gelişmekte olan ülkelerin akademisyenlere yönelik baskılarının bu yanlışlara sebebiyet verdiğini söylemek mümkün. Uluslararası prestijli dergilerde yayınlar yapma ve dünya çapında bilim insanları ile projelerde görev alma gibi atama ve yükseltme kriterlerini yerine getirme konusunda güçlük çeken pek çok akademisyenin intihal de dahil olmak üzere bilimsel etiğe uygun olmayan ve suç teşkilden davranışlara yöneldiği biliniyor.

Her ne kadar oldukça başarılı intihal tespit uygulamaları, yayın başvurusu esnasında istenilen etik raporları ve taahhütnameler gibi belge ve beyana dayalı önlemler ile bilimsel etik ihlallerinin önüne geçilmeye çalışılsa da, sahte belge ve beyanlarla ve hatta yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi sahte eposta adreslerinden onay vermek suretiyle prestijli bilimsel kuruluşlardan araştırmacıların isimlerini çalışmalarına ekleyerek etik dışı davranışların işlenmeye devam edildiğini görebiliyoruz.

Bu durumdan istifade etmek isteyen kişiler tarafından kurulan ve para karşılığında hakemlik sürecini gerçekleştirmeden yayın olanağı sağlayıp kendi dergileri arasında sahte çapraz atıflarla etki faktörlerini yüksek tutmaya çalışan çok sayıda yağmacı dergi artık bilim çevrelerinde kara listelere alınıyor. Buna rağmen en prestijli yayın evlerinde bile her yıl bilimsel etik ihlallerine rastlanan çok sayıda makale sistemden çekiliyor.

Özetlemek gerekirse, bilimsel araştırmalarda kaliteyi artırmaya yönelik çalışmalar aslında etik ihlallerinin de çeşitlenerek artışına sebebiyet veriyor. Bununla birlikte akademik araştırmaların önündeki önemli engellerden birisi olan aç gözlü yayınevlerinin yayın ve erişim politikalarını da masaya yatırmak gerekiyor. Eğer kurumsal üyeliğiniz yoksa araştırmalarınızda yararlanacağınız makalelerin her birini okuyabilmek için en az $30 gibi bir ücreti gözden çıkarmanız gerekiyor.

Bu durum pek çok araştırmanın geniş kitlelere ulaşmasının önünde de engel teşkil etmesi sebebiyle çalışması yayınlanan araştırmacılardan makalelerine herkesin ücretsiz ulaşabileceği açık erişim sağlanması için istenen ücretler ise dudak uçuklatacak düzeye kadar çıkabiliyor. Örneğin, sektörün en büyüklerinden Elsevier’de açık erişimli bir dergide yayın yapmak için ödenmesi gereken en düşük ücret $150’dan başlıyor. Yayınevinin güncel fiyat listesinde yer alan en yüksek yayın ücreti ise Cell (Hücre) dergisi için belirlenen $9.900, yani yaklaşık ₺74 bin!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir