Esnafa sahip çıkmak, özellikle de pandemi döneminde daha da önemli bir hâl almış durumda. Ancak destek ve sahip çıkma çabalarının “bir annenin çocuğunu kollarının arasına alıp korumaya alması”na benzer davranışlarla ile sınırlı kalmaması gerekir. Daha açık ifade etmek gerekirse, esnafa yönelik sadece maddi destek sağlamak ve onu büyük işletmelerle rekabetten korumaya yönelik girişimlerde bulunmak aslında küçük işletmelerin kendi üstünlüklerinin farkına varmasına engel olurken, rekabet yeteneklerini de geliştirememelerine sebep olmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde, gazetelerde yer alan bir haberde, küçük esnafın korunması amacıyla hazırlanmakta olan ‘Perakende Ticaretin Düzenlemesi Hakkındaki Yasa Taslağı’ hakkında CarrefourSA Genel Müdürü Kutay Kartallıoğlu’nun değerlendirmeleri dikkat çekiciydi:

Küçük esnaf, günün şartlarına ve teknolojiye uyum göstermesiyle korunur. Biz organize perakende olarak küçük esnafın camını, penceresini mi indiriyoruz, taş mı atıyoruz? Rekabeti artırıp tüketiciyi 50 yıl öncesinde kalmış bakkallara muhtaç bırakmaksa amaç, bu müşterinin aleyhinde olur. Aynı sokakta aynı zincirden sekiz mağaza açılsın gibi bir yaklaşımımız da yok. Ancak bu yasa devreye girerse tüketici cezalandırılmış olur. Zararı tüketici görür. Bu enflasyonist baskıya da yol açar. Esnafı kurtaracağım diye organize perakendenin önünü keserseniz bu enflasyonu iki puan artırır. Ayrıca zincir marketler binlerce kişiye istihdam sağlanıyor. Bu tip engellemeler olursa istihdam kaybı da oluşur. E-ticaret gerçeği var. Tüketici uygun fiyatlı ürüne ulaşmak istiyor. Hiçbir tüketici, ‘burada market yok, mahalle esnafından alıyım’ demez. Daha çok e-ticaret kayar. Bu yüzden küçük esnaf bu tip yasalarla değil, kendilerini geliştirmelerini sağlayarak korunabilir.

Kartallıoğlu’nun görüşleri muhtemelen esnaf ve odalar tarafından hoş karşılanmayabilir ancak objektif olarak değerlendirildiğinde perakende zincirleri ve AVM’lerin küçük esnafın yaşadığı sıkıntıların tek sebebi olarak lanse edilmesi küreselleşen ve dijitalleşen dünyamızda bazı gerçekleri görmezden gelmek anlamına geliyor. Özellikle süpermarket zincirlerinin sayısının giderek artmasını tetikleyen faktörlerden birisi enflasyonist baskı altında tüketicilerin daha ekonomik alışveriş çabaları değil midir? Örneğin, son bir yıl içerisinden sıvı yağ fiyatlarının en az üç kat artış göstermesi sebebiyle bırakın mahalle bakkalını, tüketiciler farklı süpermarket zincirleri içinde en uygun olanını aradığı bir ortamda süpermarket zincirlerine yönelik uygulanması planlanan yaptırımların tüketicileri mahalle bakkalına yönlendireceğini ümit etmenin ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulamak gerekiyor.

Ölçek ekonomisinden yararlanmadan sadece devletin destek ve koruma tedbirleri ile küçük esnafın mağaza zincirleri ile sürüdülebilir rekabet edebilmeleri mümkün değildir. Kaldı ki, mahalle bakkalları gelişmiş ekonomilerde ‘Convenience Store’ yani kolay ve hızlı bir şekilde anlık ihtiyaçları karşılayan marketler olarak adlandırılır. O yüzden de, öncelikle bu mağazaların daha düşük maliyetle faaliyet göstermelerini sağlamak için tedarik birlikleri oluşturma hususunda organize olabilmelerinin sağlanması, daha fazla müşteriye ulaşabilmeleri için ise pandemi döneminde olduğu gibi tüketicilere çevrimiçi hizmet sunabilecekleri altyapıların desteklenerek ‘ilave değerler’ yaratabilmelerinin sağlanabilmesi gerekmektedir. Bu ilk adımlar başarılı bir şekilde atılabilirse sonrasında neler yapılabileceğini konuşabiliriz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir