Uzunca bir zaman geçmesine rağmen salgının kaynağı nedir, COVID-19 laboratuvarda üretilen bir virüs müdür gibi sorulara hiç kimse net olarak bir şey söyleyemiyor.

Pandemiden ne zaman kurtulabiliriz, ya da kurtulabilir miyiz gibi sorular ise hep varsayımlar altında cevaplanmaya çalışılıyor.

Virüsü tedavi eden spesifik bir ilaç halen mevcut değil, tedaviler deneme yanılma yöntemi ile elde edilen başarılı örnekler üzerinden devam ediyor. Ona rağmen dünya çapında 4 milyon, ülkemizde ise 50 bin can kaybı yaşanmış durumda.

Dünyanın odak noktasında virüse karşı kitle bağışıklığına dayalı korunmaya yönelik en ciddi yol kat eden çalışmalar ise aşı çalışmaları. Ülkemizde bile altı civarında farklı aşı üzerinde çalışılıyor olması gerek devlet yöneticilerinin, gerekse bilim insanlarının umutlarını aşıya bağladıklarının en somut göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Hepimizin bildiği bu gerçekleri neden paylaştım?

Uzunca bir süredir “Nerede kaldı bu aşılar?” diye beklerken, bir anda ülkemiz aşı cenneti haline geldiği halde son günlerde aşılanma hızındaki düşüş dikkat çekici bir hâl almış durumda.

İnsanların yeni geliştirilen ve gelecekteki etkilerinden emin olamadıkları aşılara karşı önyargı ile yaklaşmalarını anlayışla karşılamak gerekiyor. O yüzden de bireylerin aşı olmama tercihlerini saygı ile karşılıyorum.

Ancak;

İki doz aşısını da sırası geldiği anda olan bir vatandaş olarak ben de kendi kaygılarıma karşı aynı saygılı tavrı aşı olmayanlardan bekliyorum.

Aşılarımı olmama rağmen toplumsal bağışıklık sağlanana kadar diğer insanlara zarar vermemek için maske dahil her türlü tedbiri almaya çalışmam da aynı sebepten…

O yüzden de, eğer aşı kampanyası istenilen başarıya ulaşamayıp toplumsal bağışıklığı sağlayamayacak olursak, özellikle farklı virüs türevlerinin de etkisiyle salgının tekrar zirve yapmasını önlemek için aşılanmamayı tercih edenlerin bazı toplu ortamlara erişiminin kontrol altında gerçekleştirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Tıpkı kapalı alanlarda sigara yasaklarında olduğu gibi, virüsü taşıma ihtimali yüksek olan aşılanmamış bireylerin resmi kurum, AVM, müze vb. ortamlara giriş saatlerinin sınırlandırılması; cafe ve restoran gibi ortamlarda diğerlerinden farklı bölgelerdeki masaların rezerve edilmesi, eğitimlerine uzaktan eğitim ile devam etmelerinin sağlanması gibi bazı düzenlemelerin virüsün kontrol altında tutulabilmesi için önemli olduğunu düşünüyorum.

Bu öneriler muhtemelen aşı karşıtları tarafından hoş karşılanmayacaktır, hatta ayrımcılık olarak dahi düşünenler olabilir. Ancak, her vatandaşın toplumsal bağlamda bazı hak ve sorumlulukları olduğunu unutmamamız gerekiyor. Pandemiden kurtulabilmek için tüm sağlık çalışanları başta olmak üzere tüm devlet kademeleri yoğun bir tempo ile çalışırken, aşı olmama hakkı verilen bireylerin de bu hak karşılığında diğerlerine bu virüsü taşıma ihtimaline karşı bazı sorumluluklarını yerine getirmesi için yukarıda saydığım tedbirler dışında farklı çözüm öneriler varsa makul olan her türlü uygulamaya destek vermenin her vatandaşın görev ve sorumluluğu olduğunu düşünüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir