Geçtiğimiz günlerde Yargıtay başkanı tarafından ifade edilen önemli bir husus vardı:

Günlük hayatta suç teşkil eden her söz ve davranış sosyal medya ortamında da suçtur.

Bu ifadeyi senelerdir gerek köşe yazılarında, gerekse ders ve konferanslarda sık sık kullanan bir akademisyen olarak ‘Sosyal Medya Yasası’ olarak bilinen düzenlemelerin nihayet ciddi bir şekilde gündeme gelmesine oldukça sevindim.

Maalesef, uzun yıllar boyunca sosyal medya başta olmak üzere İnternet ortamında işlenen pek çok suç sadece erişim yasakları ile sınırlı kaldı. Diğer bir ifade ile, ilk zamanlar suçun işlendiği platforma Türkiye’den erişimin kısıtlanırken (Youtube, Twitter, Wikipedia erişim engellerini hatırlayınız), bu kısıtların yetersiz kaldığının farkına varılınca platformlarla anlaşıp tüm platforma değil de, suçu işleyen kişilerin hesaplarına Türkiye’den erişim (sansür demeye dilim varmıyor!) engeli ile çözüm yoluna gidilmeye çalışıldı.

Ne var ki, sosyal medya devleri güçlendikçe iş birliğine yanaşmama konusunda ısrarcı olmaya başladılar. Merkezlerinin bir başka ülkede olmasını bir avantaj bilen bu şirketler, kendi özgürlük tanımları ile diğer ülkelerin kanunlarında yer alan suç ve davranışların uyuşmadığını bahane ederek, örneğin terörü destekleyen paylaşımlara izin vermeye devam ederken, nefret propagandası yapıyor bahanesiyle kendi ülkelerinin devrik devlet başkanlarının bile hesaplarına kısıtlamakta beis görmediler.

Pek çok ülkede ayaklanma, darbe, soykırım vb. olayların arkasından sosyal medya devlerinin sağladığı dolaylı destekler olduğu biliniyor. Dezenformasyon, kişisel verilerin izinsiz kullanım ve paylaşımı, seçimlere müdahale vb. suçlara verdikleri doğrudan ve dolaylı destekler bu şirketlerin kabarık olan sicillerine birer birer işlendi ve milyon hatta milyarlarca lira ceza ödemek bile onları kendilerini kanun üstü görmekten alıkoyamadı!

Bu şirketlerin her ne kadar merkezleri farklı bir ülkede olsa da, faaliyet gösterdikleri ülkelerin yasalarına muhalefetleri bunlarla da sınırlı kalmadı. Vergi kaçırdılar, yerel basın başta olmak üzere içerikleri sağlayıcıların telif vb. yasal haklarını ödeme konusunda sıkıntılar çıkardılar. En nihayetinde, ülkeler teker teker sosyal medyayı düzenleyen yasalar çıkarmaya başladılar.

Ülkemizde, geç de olsa sosyal medyayı düzenleyen kanunlar üzerinde çalışılmaya başlanmasını bu yüzden sevindirici bir gelişme olarak görüyorum. Her zaman olduğu gibi bu düzenlemeleri de kişisel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması olarak görenlerin olması ise hiç de şaşırtıcı değil. Klavye başında anonim bir şekilde diğerlerine hakaret etmek kimilerine cazip gelebilir. Bu davranışı özgürlük sayanlar açısından Yargıtay başkanının “suçun her ortamda suç olduğunu” ifade eden cümlesi aslında sosyal medya yasasının şifresini de paylaşmış oluyor.

Başlıktaki İngilize atasözüne gelince… Bu ifade “Özgürlüğün sınırı başkalarının özgürlükleridir” şeklinde tercüme edilebilir. Yeterince açık bir ifade olduğu için açıklamaya gerek yok sanırım!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir