En çok karşılaştığım sorulardan birisidir “Google/Facebook bizi dinliyor mu?” sorusu. Oldukça haklı bir gerekçesi de vardır:

Bir tanıdığımla filanca konuda konuşuyordum, ardından o konuda reklamlar karşıma çıkmaya başladı!

Sosyal ağlar bu konuda ciddi güvenceler vermeye çalışsalar da, kullanıcılar yine de bir türlü teknoloji devlerine inanmak istemez. Haklıdırlar da, geçmişte yaşanan pek çok skandal, bizleri her an yakından takip eden bu şirketlere olan güvenimizi her geçen gün biraz daha azaltmıştır. Buna rağmen, teknolojiden uzak bir hayat düşünemediğimizden olsa gerek, bizi takip ettiğine inandığımız bu şirketlere kişisel verilerimizi sunmaya devam ederiz…

Neredeyse bizi bizden daha iyi tanıyan bu şirketlerin bizlere ait verileri toplama çabaları sadece kendi uygulamaları üzerinden gerçekleşmez. Tarayıcılarda ziyaret ettiğimiz web sitelerine yerleştirilen çerezler, arama motorlarında ya da e-ticaret platformlarında yaptığımız aramalar, reklam alan mobil uygulamalar, kullandığımız akıllı asistan ve sesli komut sistemleri ve aktif konum bilgileri gibi pek çok yöntem ile bizlere ait güncel verileri toplayarak yapay zekâ ile işleyen Google ve Facebook başta olmak üzere pek çok teknoloji şirketi, bu verileri reklam verenler ile paylaşarak bizlere en faydalı olabileceğini düşündükleri reklamları sunmak için çaba sarf etmektedir. Yani, bir çeşit kazan-kazan yöntemidir bu. Bir yandan kullanıcılara ücretsiz hizmetler sunarken, diğer yandan reklam verenlere doğru hedef kitleye ulaşmaları sağlanmakta, bunun sonucunda kendileri de 350 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilen dijital reklam endüstrisinden ciddi bir pay sahibi olma savaşı vermektedirler.

Böylesine karmaşık bir ekosistemin sorunsuz çalışmasını sağlayan dişlilerden birisine çomak soktuğunuzu düşünün. Hasar gören o dişli, tüm sistemin ciddi şekilde zarar görmesine sebep olacaktır. Geçtiğimiz hafta bu köşeyi okuyan okurlarımız hatırlayacaktır. Apple, kişisel verilerin korunmasına yönelik bir güncelleme ile iPhone kullanıcılarına telefonlarındaki uygulamaların hangi verilere erişmek istediğini göstererek, bu verilerin paylaşımı konusunda izni kullanıcılara bırakınca, Facebook bu gelişmeyi kendisine karşı bir savaş olarak kabul etmiş ve reklam verenler başta olmak üzere kamuoyunu Apple’ı bu kararından vazgeçirme konusunda baskı yapmaya davet etmişti. Gerçekten de, iPhone’a gelen güncelleme ile telefon sahiplerinin yaklaşık %80’inin tercihlerini takip edilmeme konusunda kullanmaları Facebook’un endişelerinin boş olmadığı göstermiş oldu.

Peki, dijital reklam ekosistemi kişisel veriler olmadan verimli olarak çalışabilir mi? Sosyal ağlarda hesabı olmayan, kullanmakta olduğu web tarayıcıları ise her kullanımdan sonra otomatik olarak çerez temizliği yapan bir kullanıcı olarak bu soruya verebileceğim cevap çok açık: Eğer bu sistemi kişisel verileriniz ile düzenli olarak beslemezseniz, size sunulacak olan reklamlar da ilgi alanlarınızın dışında olacaktır. Daha açık ifade edebilmek için basit bir örnek vereyim. Çocuk programlarının yayınlandığı yayın kuşağında televizyon izleyen bir yetişkinin ekranda görebileceği reklamların tamamına yakını çocuklara yönelik olacağı için, o kişinin ilgisini çekmeyecektir. Aynı bireyin sevdiği bir diziyi izlerken göreceği reklamlar ise o diziyi izleyen demografik gruplara yönelik olacağı için kendisi ile ilgili reklamlar ile karşılaşma olasılığı daha yüksektir.

O halde, sorumuza tekrar dönersek, Google ve Facebook gibi teknoloji tiranları kişisel verilerimize erişememeleri durumunda dijital reklamlar konusunda aynı başarıyı elde edip yine büyük meblağlarda gelir elde edebilecek midir? Ayrıca, Reklam verenler bu durumdan nasıl etkilenir?

Bu soruların cevabını ise bir sonraki yazımızda aramaya devam edelim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir