Bu yazıyı gün boyunca çok sayıda kişi tarafından Öğretmenler Günü kutlanan bir eğitmen olarak 24 Kasım akşamı kaleme alıyorum. Öncelikle bu güzel gün vesilesi ile şu anda aramızda olmayan tüm eğitim neferlerini rahmetle anıyorum. Bu zor görevi (meslek demek istemiyorum) layıkıyla yapmaya çalışan herkese ayrıca şükranlarımı sunuyorum. Zor bir görev diyorum, çünkü vebali yüksek bir görevdir eğitmenlik. Genç bir beyin yetiştirmenin ne kadar zor olduğunu en iyi ebeveynler bilir.

O yüzdendir ki yılın neredeyse hemen hemen her günü bir meslek grubunu anmaya yönelik günler ve haftalar olmasına rağmen Anneler Günü ve Babalar Günü’nden sonra belki de milletçe en çok önem verilen günlerin başında Öğretmenler Günü gelir. Örneğin, kendisi veya bir yakını o meslekte çalışanlar dışında sosyal medya paylaşımlarında 23 Mart tarihinde Dünya Meteoroloji Günü, ya da 31 Mayıs Dünya Hostesler Günü için kutlama mesajı paylaşanları pek göremeyiz. Elbette bu durum o mesleklerin halkın gözünde önemsiz olduğu anlamına gelmez, ancak çocukluğumuzdan itibaren bizleri ve evlatlarımızı eğitenlerle yaşadığımız uzun soluklu etkileşimin yanı sıra dini ve milli değerlerin de etkisi ile öğretmen kavramına olan hassasiyetimiz oldukça yüksek.

Gün boyunca bir akademisyen olarak değil, toplumun bir ferdi, bir baba olarak kafamı kurcalayan bir konu vardı. Esasen bu yazıyı da o yüzden kaleme almak istedim.

Her sabah oldukça erken saatlerde kullanılmış maskeler başta olmak üzere çok sayıda çöpü toplamak için belediye temizlik görevlileri yerleri süpürerek güne başlıyor. Bizler sokağa çıktığımızda yerleri tertemiz buluyoruz ancak gün boyunca çevreyi kirletmeye devam ediyoruz. Peki, ilkokul birinci sınıfta öğrendiğimiz konulardan birisi değil miydi çevremizi temiz tutmak?

Trafikte yayanın öncelikli olduğu gerçeğine artık araç sahipleri de alışmaya başladı. Ancak yayalar nedense pek çok trafik kurallarına bir türlü alışamadılar. Trafik ışığı olan yerlerde bile kırmızı ışıkta yolun ortasına atlayan yayalar trafik kurallarına riayet etmeyerek hayatlarını ciddi bir şekilde riske atıyorlar. İyi ama trafik ışıklarının renk ve anlamlarını yine ilkokul birinci sınıfta öğretmemişler miydi bizlere?

Peki ya kaldırımları işgal eden yeni nesil scooterlar ya da engelli yürüyüş şeritlerinin üzerini kapatarak yeni engeller yaratan esnaf? Kurallara uyma, insanlara saygı gibi kavramlar Hayat Bilgisi dersinin konuları arasında yer almıyor muydu?

Neredeyse her gün gazete ve televizyonda karşımıza çıktığında “Bu son olsun artık” diye üzülerek lanetlediğimiz kadına şiddet, sağlık çalışanlarına saldırı, sokak hayvanlarına eziyet gibi haberler neden bir türlü bitmek bilmiyor? Artık okullarda öğretilmiyor mu yoksa Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi gibi dersler?

Hasılı, örnekleri çoğaltmak mümkün. Ben ilkokuldan itibaren öğretmenlerimizin tüm bu konularda gerekli olan her türlü eğitimi vermeye çalıştıklarına gerçekten inanıyorum. Cevabını arayıp bulamadığım şey ise “Neden ve nasıl bu eğitimlerden nasibimizi alamadığımız” sorusunun cevabı.

Okumayı öğrenir öğrenmez çoktan seçenekli sorularla çocukların bir sonraki 4 yıllık eğitim dilimi için yarıştırıldığı bir eğitim sisteminin bizlere pek çok şeyi ıskalattığını düşünen tek kişi ben değilimdir herhalde!

Eğitim sorumluluktur, çünkü ağaç sadece yaşken eğilir. O yüzden de eğitim sistemimizin bu açıdan ciddi bir şekilde gözden geçirmesi gerektiğine inanıyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir