Aşının önemine inanan birisi olarak önceki yazılarımda aşı olmak istemeyenleri de anlamaya çalışmak gerektiğine dair düşüncelerimi paylaşmıştım. Esasen uzunca bir süredir sosyal medya paylaşımlarını takip ettiğim bu gruptaki insanları iki ana grupta incelememiz gerektiğini düşünüyorum. Bu gruplardan birisi endişe duyanlar, diğeri ise radikal aşı karşıtları.

Virüs ve aşıların yeni olmasının yanı sıra radikal aşı karşıtlarının da etkisi ile endişe duyan grubun aşıya karşı önyargılarının kısa vadede kırılması zor görünüyor. Çünkü bu grubun en önemli enformasyon kaynağını zaten radikal aşı karşıtları oluşturuyor.

Aşılama çalışmalarının hızlandırılmasının önündeki en önemli engeli oluşturan radikaller ise iki farklı etki grubunun izinden giden fanatiklerden oluşuyor. Bu kişilere kanaat önderliği yapan gruplardan birisini aşı karşıtı bilim insanları oluştururken, diğerini ise komplo teorisyenleri olarak adlandırabiliriz. İlk grupta yer alan bilim insanları aşıların etkinliği ve yan etkilerine yönelik öngördükleri makul gerekçelerle aşılanmaya karşı tavır alırken, komplo teorisyeni olarak adlandırdığım güruh ise sosyal medya üzerinden yaydıkları dezenformasyon ile korku salarak insanları aşılardan uzak tutmaya çalışıyor.

Saymış olduğum gruplar arasında en zararlı olanı ise şüphesiz komplo teorisyenleri ile onların her paylaşımına kayıtsız şartsız inanan sosyal medya kullanıcılarından oluşuyor. Uzunca bir süredir komplo teorileri ile takipçilerinin beynini yıkayan bir avuç sosyal medya fenomenini yakından izliyorum. Bu kişilerin en ayırt edici özelliklerinin şunlar olduğunu söyleyebiliriz:

Bu kişiler sosyal ağlarda gerçek kimlik bilgilerini asla kullanmıyorlar. Aşı, virüs, ve hedef aldıkları isim ve kuruluşların adlarını açık olarak yazmak yerine kısaltma ya da kod adı kullanarak hesaplarının kapatılmasını önlemeye çalışıyorlar. Şikâyet durumunda hesapları sık sık kapatıldığı için düzenli aralıklarla yedek hesaplar açıp o hesaplar üzerinden dezenformasyon yaymaya devam ediyorlar. Yaptıkları akıl ve mantık dışı aşı karşıtı paylaşımlarda genelde asparagas haber siteleri ya da sahte akademisyen veya yetkililer adına açılmış hesaplar kaynak olarak gösteriliyor. Paylaşımlarında aşı olanlar ve aşıyı destekleyen paylaşımlarda bulunanlara sürekli hakaretler ediliyor, aşı olmayanlar ise yaşamayı hak eden üstün ırk olarak gösteriliyor. Paylaşımlarını eleştiren, ya da paylaşımların sahte olduğunu belgeleyen sosyal medya kullanıcıları engelleniyor. Engellenmekle kalmayıp, bu hesaplar birer düşman olarak hedef gösterilerek fanatik takipçiler organize edilip o kullanıcıların taciz edilmeleri ve şikâyet edilip hesaplarının kapattırılması için çaba gösteriliyor.

Geçtiğimiz günlerde bir canlı yayına katılan aşı karşıtı popüler bir hekimin bu konudaki iddiaları yukarıda özetlediğim durumu destekler nitelikteydi. Aşıların etkinliği ve zararları konusunda bilimsel olarak halkı aydınlatmaya çalışmalarına rağmen elit kesime ulaşamadıkları için başarılı olamadıklarını itiraf eden o hekime göre bu durumun tek sorumlusu dış güçler tarafından desteklenen komplo teorilerini sosyal ağlarda paylaşan aşı karşıtları. Sosyal ağlarda paylaşılan ve aşılarla insanlara çip takıldığı, hücrelerin içine canlı yaratıklar ya da nano robotlar zerk edildiği, insanların bu aşılar ile 5G sinyaller gönderilerek genetik olarak kontrol edilip robotlaştırılacağı gibi akıllara ziyan teoriler yüzünden aklı başında insanları aşıların zararlarına karşı ikna edemediklerini itiraf eden o hekim dahi dezenformasyon yayan komplo teorisyenlerinden şikayetçiydi.

Daha önce dediğim gibi, psikolojiden sosyolojiye kadar pek çok disiplinde akademik araştırmalara konu olacak bir dönemden geçiyoruz. Görür müyüz bilmem ama tarih bu dönem hakkında çok şeyler yazacak…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir